2010 Şubat | Suna Dumankaya > Ahmet Maranki > İbrahim Saraçoğlu > Ender Saraç - Part 6

Şubat, 2010

Sponsorlu Bağlantılar

Dr. Aidin Salih >1-3-10 Günlük Açlık Oruçları nasıl

Cumartesi, Şubat 20th, 2010

Dr. Aidin Salih oruç ve açlık oruçları hakkında bilgi kendisinden şöyle diyor buyrun..
RUÇLAR:
40 yaşından sonraki insanlar ve ibadetlerini yapan insanlar 5 yaşındaki çocuk gibi yemelidir. (250’gr dan 500 grama kadar) bundan daha fazla yenildiği zaman, fazla artıklar vücutta hastalık yapıyor. Vücut hastalıklarla değil yemeklerle uğraşıyor. O zaman sadece aç kalarak hastalıklardan kurtulabilinir. Çünkü vücut aç kaldığı zaman hasta hücreleri yemeye başlar. Yani hastalıkları kendisine yemek yapar. Kireçleri de eriterek kısmen kullanır, kısmen çıkarır.

Hasta insan aç kaldığı zaman vücut 1. gün 360 gr hasta hücreyi yiyor. Eğer açlık zamanında su içilmemiş olsa o zaman su bulmak için daha çok hasta hücreyi kullanıyor. 1 günde 1.5 kiloya kadar kullanıyor 3 günde 4.5 kilo, 3 günden sonra azalmaya başlıyor 6. günden sonra 350 gr en fazla 500 gr kullanıyor. Açlık ne kadar uzun sürse hasta hücreler daha azalıyor ve hastalıklar bitiyor. Hastalık bittiğinde oruçlu insanın iştahı çoğalıyor, hastalıklar bitmemiş olsa hiç iştahı olmuyor. Açlığa niyet edildiği zaman vücut niyete göre kendisini programlıyor. Vücudun programını bozmamak için niyeti bozmamak gereklidir. Bütün oruçlara başlamadan önceki akşam bağırsak boşaltıcı bir şeyin içilmesi gereklidir.

1 günlük oruç (36 saatlik oruç): Sahurda bir şey yenilmeden su ile (dua ile) oruca başlanır. İftarda da bir şey yenilmeden, su ile açılır. İhtiyaç olursa 1 yudumdan 3 yuduma kadar su içilebilir. İçmemek daha güzeldir. Ertesi sabah saat 10’da meyve suyu içilir, yarım saat sonra isterse tekrar içebilir. Yalnız çok yavaş içmek gerekir. Öğlen zeytinyağlı, limonlu tuzsuz salata yenir. Akşam hafif bir yemek yenir. 1 günlük oruca devam etmek isteyenler haftanın hep aynı günü mesela her pazartesi ara vermeden devam etmelidirler. Çocuklar ve gençler kendilerini hayat boyu hastalıklardan koruyabilmek için 1 günlük oruca devam etmelidirler. Yaşlılar gençler gibi hemen sağlıklarına kavuşamazlar, on günlük oruç da onlara ağır gelebilir. Onlar bütün temizlemeleri yaptıktan sonra, yavaş yavaş sıhhate kavuşmaları için 1 günlük oruca devam etmelidirler.

3 günlük oruç: İftar ve sahurda bir şey yenilmeden 3 gün arka arkaya tutulur. Hastalığı ağır olanlarda bu 3 günlük oruç 7 gün arayla 7 defa yapılır. Bütün hastalıklara, kanser dahi olsa çok büyük faydası vardır. Oruçların sonunda önce meyve suyu sonra meyve daha sonra sebze yenilerek yavaş yavaş normale dönülür. Hemen yemek yenilirse bağırsakta burkulma olabilir. Tehlikelidir.

10 günlük oruç: Tümör, ağır kemik hastalıkları, fıtık, kalp krizi ve beyin krizi geçirenlerin 10 gün aç kalmadan iyileşmesi zordur. Oruca başlamadan önceki akşam magnezyum sülfat içilir. Bağırsağın temiz olması lazımdır. Hiç bir şey yenilmeden, su da içilmeden 3 gün oruç tutulur. 3 günden sonra iftar ve sahurda istenildiği kadar su içilebilir. Günde 1 veya 3 defa soğuğa dönük ılık su ile gusül abdesti alınır. Ne abdest ne de içmek için sıcak su kullanılmamalıdır. 3 günden sonra farklı farklı ağrılar olabilir. Ateş, titreme, kusma, hepsi normaldir. Ve iyidir. Şeker düşebilir, tansiyon düşebilir vücut kendi durumuna göre ihtiyacı olanı ayarlıyor ona karışmak mümkün değildir.

11. gün sabah meyve suyu ile oruç açılır. Elma veya greyfurt suyu yarı yarıya suyla karıştırılıp akşama kadar içilir. Akşama yakın karışımın 4’te 3’ü meyve suyu olabilir.

12. gün meyve suyuyla beraber meyve yiyebilir.

13. gün Meyve suyu ve meyve ile beraber sebze yemeye başlayabilir. Akşama yakın yağsız ve tuzsuz, demlenmiş sebze (az su ve kısık ateşte pişirilmiş) ve yağsız, tuzsuz taze yapılmış salata yiyebilir,

14. gün ekmek, (kepekli ve bayat en güzeli mayasız) kavrulmamış ve rafine olunmamış zeytinyağı ve sarımsak yemeye başlayabilir.

15. gün Bal, yoğurt, pirinç, bulgurlu yemeye başlayabilir. Oruçtan sonra 10 gün sadece burada yazılanlar yenilmeli, Et, Yumurta, Peynir, Süt, Tuz, Şeker kesinlikle kullanılmamalıdır. 1 gram bile tuz alınsa insan çok şişebilir. Oruç tutarken 5. günden sonra büyük abdest simsiyah ve pis kokulu olabilir, kan pıhtılarına benzer, bu çok güzeldir ağır hastalarda zaten olması lazımdır. Bu pisliklerin iç kanamayla alakası yoktur.
10 günlük orucu, bütün temizlemeler yapıldıktan sonra, herkes bilhassa gençler hemen yapabilir. Acil hastalar ve çok ihtiyacı olanlar karaciğer temizlemeden hemen sonra başlayabilir. Bütün oruçların hiç bir tehlikesi yoktur. Hepsinin faydası çok büyüktür. Sadece gerektiği gibi yapmak, şartlarını bozmamak gereklidir.

Dr.Aidin Salih kitap notları

Cumartesi, Şubat 20th, 2010

Dr.Aidin Salih  kimdir kitabı ve hakkındaki bilgi ve yorumları sizler ile paylaşıyorum..

Sağlık Bakanlıgınca hazırlanan 2006 tarihli ‘Kronik Hastalıklar Raporuna göre,Türkiye’de yaklaşık 22 milyon kişi kronik hastalıkların etkisi altında yaşıyor ve kronik hastalıkların sayısında sürekli artış gözleniyor.Yaklaşık 15milyon kişise yüksek tansiyon,4milyonkişide şeker,3milyon kişide kronik obsrtuktif akciğer ,2 milyon kişide koroner kalp hastalıgı,hastaların %40 ında farklı derecede anemi bulunuyor…

Bunun dışında heemen hemen her genç kızda,hatta erkeklerde endometriozis görülüyor,kısırlık sel gibi artıyor ve her 2 bebekten biri sezeryenle doğuyor,Rapoarlarla çizilen bu tablo tek başına çokvahimdir;aynı zamanda insanları ümitsizliğe,korkuya sevketmekte ve büyük hatalar yapmalarına sebep olmaktadır…

Çağdaş tıp bilgileri ve teşhis imkanları ”Dev adımlarla”ilerliyor gibi görünüyor fakat hastalıklar gün geçtikte daha da derinleşiyor,çeşitleniyor,yaygınlaşıyor ve çoğalıyor.Hastalıklara çare bulamıyor,tam tersine tıbbı tedaviler sonucunda hastalıkların direnci artıyor,daha önce hiç bilinmeyen hastalıklar ortaya çıkıyor.Karşımıza çıkan bu tablo bize hiç şaşırtıcı gelmiyor. çünkü modern tıbbın felsefesi temelden yanlıştır.Modern tıp ateş yükselince ateş düşürücü,tansiyon yükselince tansiyon düşürücü ,enfeksiyon olunca antibiyotik kullanmayı önerir.Bu,hastalıgı tedavi değil,bağışıklık sistemine açılmış şiddetli ve sürekli bir savaştır.Çağdaş tıbbi müdahelelerde maruz kalan bağışıklık sistemi ,tamamen çökene kadar muazzam şekilde direnir.Bağışıklık sistemi çöktükten sonra ise insanın başına birer birer gerçek hastalıklar gelmeye başlar.

Sentetiik ilaçlar,ameliyatlar,sezaryenle doğum,kan ve organ nakli,iki anneli ve tüp bebekler,kök hücresi kullanma,klonlama ,gen teknolojisi ve nanoteknoloji yöntemleriyle üretilen aşılar ve vitaminler gibi kurtuluş umuduyla bel bağlanan bu hayali gelişmeler her seferinde hüsranla bitmektedir ve bitecektir.Bunun sebebi,Yaratıcının kanunlarını gözadrı ederek veya onlara karşı gelerek tedavi yolu arayanların zihniyetinde aramak gerekir.
__________________
Kainattaki gidisati izlesek ve israfin ve intizamsizligin olmadigini gorsek,sanirim bu bizim icin en buyuk tahkik egitimi olacaktir.

Gerçeğe giden yol,ilahi kanunları çiğnemeyen yoldur.Allah tarafından yaratılan bu kanunlar,Levh-i Mahfuz’da Yazılmış ve yaratılışa nokta koyulmuştur.Allah2ın yasalarında asla hata olamaz.Bir değişiklik de yapılamaz.Allahu teala Mümınün suresi 71.ayetinde”Velev ki Hak,onların hevalarına tabi olsaydı,göklerde,yerde ve bunların içinde bulunanlar mutlaka fesada girerdi” buyurarak felaketin büyüklüğünü bize tanımlıyor…

Biz gerçek hastalığı değil de,tedavi edilmemesi gereken”hastalıkları” tedavi ederken
daha doğrusu
vücudun gönderdiği ”imdat” sinyallerini sustururken hatayı insan vücudunda,vücudunsözde eksikliği ya da bozuklugunda arıyoruz.Yani,hatayı Allah’ın yarattığı mekannizma da arıyoruz.Halbuki,O’nun mekanizmasında hata olamaz.Bu sebeple,insanın bagışıklık sistemi tüm çağdai tedavi yöntemlerine karşı kendi savunmasını yapar,sonuna kadar direnir.Bazı insanlar tıbbi ilaçlarla veya cerrahi müdahelelerle değil,bunlara rağmen iyileşir.

Yeni yöntemlerle tedavi edilerek ortandan kaldırılan hastalıklar aslında kendi vazifesini tamamladıkları için yeryüzünden kaldırılmıştır.Yeniy yöntemler
hastalığın kaldırılmasının sadece yüzeysel sebebidir.Mesela,aşının geliştirilmesiyle taun hastalıgı ortadan kaldırılmıştır fakat asıl sebep bu hastalıgın Allah katında vazifesinin bitirilmiş olmasıdır.Çünkü,”Taun hastalıgından ölen şehittir” hadisindeki şehitlik mertebesine layık insan heemen hemen kalmamış
yeni yöntem bu nedenden dolayı ortadan çıkmıştır.

Bu mizaçların sırrı keşfedilmiş ve mizaca göre yani kan grubuna göre beslenme şekli ayrıntılı bir şekilde sistemleştirilmiştir.Bu sistemi uygulayan insan bütün hastalıklardan emin olabilirrdi.Ancak bu sistemi hayata geçirmek için doğal,genetiğe müdahele edilmemiş yiyecek kalmamıştır.

Kainat tüm cisimler ve sistemler bir bütündür.Bedenimiz de tüm kainatın bir misali olarak yaratılmıştır.İnsan bedenine baktığımız zaman çeşit çeşit,iç içe geçmiş ve birbiriyle etkileşim halinde olan sistemler görürüz.Modern tıp,insan bedenini,branşlara ayırarak inceler ancak bunun insan vücudunu anlamaya yeterli olmadıgını biliyoruz.İnsan vücudunu anlamak için sistemin ve işleyişin bütününe bakmak gerekir.Yaratılış kanunlarını ne kadare iyi anlarsak o kadar sağlıklı ve doğru yaşama imkanı buluruz
__________________
Kainattaki gidisati izlesek ve israfin ve intizamsizligin olmadigini gorsek,sanirim bu bizim icin en buyuk tahkik egitimi olacaktir.

Bu kitapta anlatılan tedavi sistemi anlamak için bütünsel bir bakış gereklidir.Tek tek hastalıkların tedavisiyle ilgilenmek yeterli olamaz.Bu nedenle ancak kitabımızın tamamını okuduktan sonra tedavinin felsefesiyle ve metoduyla ilgili bir fikir sahibi olunabilir..

Bu kitapta modern tıbbın ”bilimsel” ve işe yaramaz dipnotlarla dolu üslubu yerine hastalıkların sebebini ve gerçek şifanın nerede olduğunu sade bir dille anlatmaya çalışan ifadeler tercih edilmiştir.Bu kitap şifa arayan ve hesap gününe insanlar için ”bilimsel” ifadelerin izafiliği yerine,acı da olsa gerçeklerin ortaya serilmesinin daha önemli oldugunu düşünülerek yazılmıştır.

Irsi hastalıklar hariç,hemen hemen bütün hastalıkların sebebi hayret verici derecede aynıdır.İlginç olan şudur ki,bütün hastalıkların tedavisi de aşağı yukarı aynıdır.Elinizdeki kitap bu sade ve hikmet dolu gerçeği anlatma yolunda Allah’ın izin verdiği ölçüde atılmış bir adımdır.

Vücudundaki hastalıkların başlıca sorumlusu insanın kendisidir.Hasta olmak insanın kendi ayıbıdır,kendi suçudur.Çünkü,vücudda onu hastalıklardan koruyan öyle mükemmel bir mekanizma yaaratılmıştır ki ,bu mekanizmayı tahrip etmek için çok”uğraşmak”gerekir.Eğer insan bu mükemmel mekanizmaya rağmen yine de hastalanırsa ,Allah bu durumda da insanoğluna şifa bulması için dosdoğru bir yol göstermiştir.İnsanın bundan istifade etmeyip,kendini tedavi etmemesi ya da şifayı yanlış yerlerde araması 2.bir suçtur.

Hiç bir doktorun yardımı olmaksızın ,tıp dünyası tarafından en tehlikeli görülen hastalıklardan bile kurtulmak mümkündür.Hastalığı teşhis etmek de önemli değildir.Bu kitapta takdim edilen kurallar ve tedavileri kendi hayatınızda uygularsanız,hastalıkların sebebini anlayacaksınız.Sebeplerini anlamakla kalmayıp,hayati önem taşıyan bir çok ayrıntıyı göreceksiniz.Hastahane kapısında sıra beklemeyecek,dolaplar dolusu ilaçlardan ve tüm tedavi masraflarndan kurtulacaksınız.Sağlıklı olmanın ne kadar kolay oldugunu görüp şaşıracaksınız ve böyle mükemmel yaratıldıgınız için Yaradan’a şükereceksiniz..
__________________
Kainattaki gidisati izlesek ve israfin ve intizamsizligin olmadigini gorsek,sanirim bu bizim icin en buyuk tahkik egitimi olacaktir.

Migren hastaları için bilgiler

Cumartesi, Şubat 20th, 2010

migren – migrenn için şifalı bitkiler öneriler nelerdir burada..

migreni üç yıl çeken biri olarak anlıyorum sizi, migren için kişinin kendi karakteri içinde kaybolan bir hastalık olarak tanımlayanların yanı sıra kötü enerjinin de migrene sebep olduğunu sıralıyorlar.. ta ki vücudun kirlenmesinin de sebep olduğunu da.. değişik migren tipleri var..

evvela yabancı dil öğrenmenin faydalı olduğunu duydum. dokuz ay yabancı dil eğitimi aldım. hafifletti ama kesilmedi malesef.

ama büyük faydayı bitki kürlerinde buldum.

size buradan kopyala yapıştır yapamayacağım için sadece nelerin iyi geldiğini yazabileceğim..

*taze sıkılmış havuç suyu

*biberiye

yine çayınıza atacağınız 8-10 karanfil sizi rahatlatacak zihninizi dinlendirecek ve baş ağrınıza iyi gelecektir.

Prof Dr İbrahim Andan Saraçoğlu’nun önermiş olduğu kürleri internetten bulabilirsiniz.

bir de *taze sıkılmış elma suyu (beyin hücrelerindeki toksinleri atıyor) baş ağrısına bire bir.

sabırla yukarıdaki kürleri denemenizi tavsiye ederim.

Lansoprozal içerikli LANSOR 30 MG 28 KAPSÜL. Bu ilacı doktorunuza danışarak kullanmayı deneyin. Asit baskılayıcıdır.

Muhtemel tedavi reçeteniz:

- DIKLORON 100 MG 10 RETARD FİLM TABLET
- Spiramisin içerikli Rovamicyne 1000 mg (sinirler üzerinde iyi etki bırakır)
- Lansor 30 mg
——
Bazı durumlarda antibiyotikler etki etmez bu durumda bir klinikte penisilin testi yaptırdıktan sonra Cilicail mega 1.2 normal antibiyotik yerine kullanılabilir.

Eğer hastada asebiyet belirtileri görülmeye başlamışsa Amoksisilin içerikli antibiyotik verilmemelidir. Amoksisilin tedavi için verilmesi tedavi sürecinde ve sonrasında asabiyeti canlı tutacaktır. Bu tür hastalara amoksisilin yerine sipiramisin ve sefarospol grubu antibiyotikler veya ampisilin + sulbaktam türü antibiyotikler önerilmelidir.

Bu tür hastalar için semptomatik tedavi için (akşam alınmalı) Atarax 100 mg. yeterli olacaktır.

Günlük yaşamınız : Başınızı sürekli temiz tutun. Her saç yıkamadan sonra kurutma makinası mutlaka kullanın. Pencere kenarıda yatmayın. Yatmadan önce başınızı fazla sıcak tutmayacak bir örtü ile kapatın. Rinit ve sinüzit hastalığınızın olmadığında emin olun.

Hatırlatma: Rinit sinüzit ve migren hastlarının genelinde bu hastalıkların beraberinde psikolojik hastalık belirtileri kendilerini gösterirler. Aslında bu hastalar psikoloji hastaları değillerdir, bu belirtiler Rinit , sinüzit ve migren hastalıklarının, başın ön kısmındaki düşünsel hazır hafıza bölgesini ve bu kısımlardaki sinirsel iletişimleri etkilediklerinden dolayı psikoloji dalının ilgilendiği hastalık türlerinin belirtileri görülür. Çoğu kez majör depresyon diye adlandırılır.
Rinit , sinüzit ve migren hastalıkları kararlılıkla tedavi edildikleri zaman negatif psikolojik davranışların yok olduğunu göreceksiniz.

Eğer hasta tüm antibiyotik ve semptomatik tedavilere rağmen iyileşmemişse;

- Hasta nefret ettiği kişilerin yanından uzaklaştırılır.
- Hasta nefret ettiği ortamlardan ve nesnelerden uzaklaştırılır.
- Sevmediği yemeklerden uzaklaştırılır
- Hasta gürültüden uzaklaştırılır
- Hastaya bağırılmamalıdır.
- Hastayı 1 ila 3 ay arası bir zaman süresiyle insanlarla görüştürmemeldir.Sadece güleç ve yumuşak yüzlü insanlarla muhatap olmalıdır.
- Hüzünlü ve gerilim içerikli filimler izletilmemelidir.
- Her gün belli aralıklarla neşelendirici filimler izletilmeldir.
- Hasta televizyondan uzak tutulmalı haber türü progrmalar izletilmemeli

Tedavi süresince REMERON ORAL 15 MG ikiye bölünerek verilmelidir. Çünkü hastanın immün sistemi zayıflayabilir.

Bütün bunlar ancak bir hekim denetiminde yapılmalıdır.

Unutkanlığı Önlemenin Yolları nelerdir

Cumartesi, Şubat 20th, 2010

unutkanlık nedir – unutkanlığı önleme yolları nelerdşr unutkanlık için neler yapulmalı

Unutkanlık herkesin en büyük düşmanlarından biri. Aklımızı daha iyi kullanmak ve unutkanlığı azaltmak aslında elimizde.

Belleği güçlü tutmanın pek çok püf noktası, uyulması gereken çok sayıda kuralı var. Harvard Tıp Okulu öğretim üyesi Dr. Aoron P. Nelson zinde bir beyne sahip olmanın temel kurallarını şöyle sıralıyor:

Hipertansiyonu ve kolesterol yüksekliği sorununu önleyin. Kalbiniz için kötü olanın beyniniz için de kötüdür.

Alkol asla kullanmayın. Alkol beyin hücrelerini tahrip etmektedir.

İyi ve kaliteli uyku uyuyun. Kaliteli uyku beynin yeni öğrenilenleri pekiştirmesini sağlar.

Öğrenilmiş bilgilerin pekiştirilmesinin uzun süreli belleğin en önemli desteği olduğu biliniyor.

Stresinizi iyi yönetin. Ölçülü ve kontrollü stres dikkati yoğunlaştırmakta, odaklanmayı arttırmaktadır. Kontrolsüz, uzun süreli ve aşırı stres ise dikkati sürdürme kapasitesini yok etmekte, unutkanlığı tetiklemekte, kortizol hormonunu yükselterek beynin bellek için önemli bölümlerinde hasar geliştirmektedir.

YENİ ŞEYLER ÖĞRENİN

Yeni şeyler öğrenmeye devam edin. Her yeni bilgi ve beceri birer bellek egzersizidir.

Yeni sporlar, hobiler, araştırma alanları, heyecanlı ve zevkli problemler, ezberlenen yeni şiirler ve yeni diller beyniniz için en güçlü vitaminlerdir.

Tembelliği bırakın. Zihinsel faaliyetlerinizi sınırlamayın. Özellikle televizyon seyretmek gibi pasif faaliyetleri azaltın.

Her gün egzersiz yapın. Günde 30-45 dakika, haftada en az 4 gün yürümeye çalışın. Özellikle yürümenin beyin sağlığı ve yeniden yapılanma sürecini olumlu yönde etkilediğini gösteren çok sayıda kanıt var.

Kullandığınız ilaçları gözden geçirin. Beyni etkileyen ilaçları doktor önerisi olmadan kullanmayın.

Vitaminlerden yararlanın. E ve C vitamini gibi antioksidan vitaminlerin, selenyum gibi serbest radikal avcısı minerallerin hücreleri oksitlenmekten koruyan güçlerinden faydalanabilirsiniz.

Yeteri kadar B vitamini, özellikle B12 vitamini aldığınızdan emin olun. Dengeli bir beslenmenin de yaşlılıkta vitamin eksikliğine yol açabileceğini hatırlayın.

HAYATA TUTUNUN

Hayata bağlı kalın. Hayatınıza önem katan bağları sıkılaştırın.

İyi sosyal ilişkileri olan yaşlılarda bellek fonksiyonları bozulmuyor. Sosyal ilişkiler bir taraftan zihinsel egzersizleri yoğunlaştırıyor, diğer taraftan çeşitli olayların ruhsal travmalarını hafifletmeye yardımcı oluyor.

Zeytin Çekirdegindeki hikmetler faydalar.

Cumartesi, Şubat 20th, 2010

ZEYTİN ÇEKİRDEĞİ hakkında bilinmesi gerekenler zeytinin faydaları bu konuda..
Bu noktada zeytinyağından biraz bahsetmek istiyoruz: Zeytinyağı içerisinde ne olduğu hala bilinemeyen bulunamayan bazı kimyasallar ihtiva etmektedir.Zeytin yağını zeytin yağı yapan bu kimyasallardır.
Bu kimyasallar zeytinyağını normal oda şartlarında sakladığınız zaman asırlar boyunca bozulmadan yenilebilecek evsafta kalmasını sağlamaktadır. Yani bu madde veya maddeler zeytinyağına antioxidan olarak etki etmektedirler. Zeytinyağlı sabun ise,bu maddeler dolayısı ile ciltte geri yağlandırıcı(reoily) denilen bir etki hissettirmektedir.
Her şeyin en kıymetlisi en güç ulaşılabilecek yerde olur sırrı sebebince zeytinyağını zeytinyağı yapan bu malzeme yoğun bir şekilde zeytin çekirdeğinin içerisindedir.
Bu faydayı elde etmek için ise kahvaltılarda yenilen zeytin çekirdeklerini atmayıp yutmak gerekir. Yutulan Zeytin çekirdeği boğaz boşluğundan mideye girene kadar eriyen yediğimiz tek maddedir. Yani hazmı en kolay yiyecek zeytin çekirdeğidir.

Faydaları ise: ülser gastrit gibi mide problemlerini bitirdiği gibi bağırsak ve sindirim yollarını düzenler. Basur ve prostatı engeller. Ve iç organlarda oluşabilecek kanserojen hücre riskini binde birlere indirger.
Her şeyde olduğu gibi burada da az da olsa sürekli olması, gerek tuz gerekse zeytin çekirdeğini yutmak ve bunu her gün her yemekte yapmak önemlidir.

Yüksek tirajlı bir gazetenin dünkü haberinde “Zeytin çekirdeğinin zarlararı”ndan söz ediliyor.
Gazetenin muhabiri, gitmiş kendince iki uzman doktoru bulmuş, konuyu onlara açıp sormuş. Doktorlar da, “Zeytin çekirdeğini yutmak zararlıdır” demişler.
Zararları ise, şu şekilde sıralamışlar:

1) Bol miktarda zeytin çekirdeği yutmak, mideye, bağırsaklara zarar verir.
2) Mide, zeytin çekirdeğini öğütmez.
3) Çekirdeğin iki ucu sivri olup bağırsakları kanatabilir, tahriş edebilir.

Oysa, bu her üç maddenin de, zeytin çekirdeğini yutmak için yapılan tavsiyelerle bir alâkası yoktur. Uzman doktorlar, böyle bir hataya nasıl düşer, anlamak mümkün değil.

Belki hatırlarsınız, aynı konuyu vaktiyle biz de araştırmış ve neticeyi 20 Kasım 2007 tarihli köşemizde sizlerle paylaşmıştık.

Özetle demiştik ki: Her yönüyle mucize olan zeytinin çekirdeği de şifâlıdır. Özellikle mide ve basur rahatsızlığı olan bazı kimseler, günde vasati 4–5 adet zeytin çekirdeği yutmakla şifâ bulduklarını belirtiyorlar.

Ayrıca, midenin odun gibi sert görünen zeytin çekirdeğini kolaylıkla öğüterek hazmettiğini de hatırlatmıştık.

Şimdi, bir–iki doktor çıkıp diyor ki, bu çekirdekleri mide hazmetmiyor, bağırsaklara gidiyor, zarar veriyor.

Bakınız, zeytin çekirdeğinin iç hastalıklar için şifâlı olup olmadığı meselesi tartışılabilir elbet; ancak, midenin bu çekirdekleri (ortalama 4–5 adet) kolaylıkla hazmettiği hususu, bize göre tartışma götürmez bir gerçek.

Zira, kendimiz de dahil olmak üzere, yüzlerce tecrübe ile sabit olmuş bir gerçektir bu. Konuyla ilgili konuşan doktorların bu hususu bilmemeleri, cidden garipsenecek bir durum.

M. Latif SALİHOĞLU