2010 Mart | Suna Dumankaya > Ahmet Maranki > İbrahim Saraçoğlu > Ender Saraç - Part 9

Mart, 2010

Sponsorlu Bağlantılar

Karanlıkta uyuyun, kanserden korunun

Cumartesi, Mart 6th, 2010

melatonin hormonuömercoskun sülükle tiroid tedavisi yapılırmı
Çocuğunuz karanlıktan korkuyorsa ve yatarken ışığın kapanmasını istemiyorsa, “Ne olacak canım, ışıklar açık uyuyuversin” demeyin. Çünkü sağlıklı bir vücuda sahip olmada rol oynayan ve kanserden koruyan melatonin hormonu ancak karanlıkta salgılanıyor.

Melatonin vücudun biyolojik saatini koruyup, doğal ritmini ayarlayan önemli bir hormon. Bu hormonun ancak gece insanların uyuduğu saatlerde ve karanlıkta salgılanabildiğini söyleyen Memorial Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Uz. Dr. Abdullah Özkardeş melatonin hormonunun kişiyi çeşitli hastalıklara karşı korumasının yanı sıra kansere karşı da kalkan görevi yaptığını söylüyor.

Dr. Abdullah Özkardeş, melatonin hormonunun özellikleri ve sağlık üzerindeki etkileri hakkında şu bilgileri veriyor:

İnsanlar, enlem ve mevsim şartlarına göre ortalama 12 saat aydınlık ve 12 saat karanlık gün düzenine adapte olmuştur. Gece yapay ışık kullanma yeteneği, ateşin keşfi ile birlikte 250 bin yıl önce başlar. Kandillerle 5 bin yıl önce tanışılmıştır. Sokaklar gaz ışıkları ile 1700’lü yıllarda aydınlatılmaya başlanmıştır. Son 120 yılda elektriğin keşfiyle, yapay aydınlatma bugünkü boyutlarına ulaşmıştır.

Işığın insan fizyolojisi ve davranışları üzerine geniş etkileri vardır. Uygunsuz bir zamanlama ile insan fizyolojisini değiştirebilir. Işığın tetiklediği bozulmalara bir örnek; günlük vücut organizasyonlarının etkilenmesidir. (Hormonların üretim ritminin değişmesi gibi) Işık ve karanlığa maruz kalma saatlerindeki değişiklikler, vücut organizasyonlarının zamanlamalarında kaymalara neden olabilir. İnsanın içindeki ritimlerin, dış çevreyle uyumu kaybolabilir. Uyku ve uyanık kalma saatlerinde etkilenme olabilir. Ayrıca ışık; nöroendokrin sistemleri akut bir şekilde etkiler, melatonin üretimini azaltır, kortizol üretimini artırır.

IŞIK, MELATONİN ÜRETİMİNE ENGEL OLUYOR

Melatonin, beyindeki epifiz bezinden özellikle geceleri karanlık ortamda salgılanan bir hormondur. Triptofan isimli bir maddeden elde edilir. Hormonun temel görevi, vücudun biyolojik saatini ve ritmini ayarlamaktır. Melatonin üretimi, gecenin uzunluğu ile ilgilidir, gece ne kadar uzarsa, üretim de o denli uzar. Karanlık fazın başlangıcında veya sonundaki ışık, melatonin üretimine engel olur. Işık kısa süreli de olsa yeterli şiddette ise, melatonin salınımını baskılar. Günlerin kısa olduğu kış mevsiminde melatonin üretimi artar, yaz günleri ise azalır. Uykusuz kalmak, melatonin üretimini etkilemez.

DEPRESYONDA KORTİZOL YÜKSELİR MELATONİN AZALIR

Depresyon hastalığında kortizol seviyesi yüksek, melatonin seviyesi düşük bulunmuştur. Birçok depresyon ilacı, etkilediği beyin kimyasal maddeleri aracılığı ile melatonin salgılanmasını artırır. Melatonin seviyesindeki artış ve tedaviden faydalanma arasında paralellik kurulabilmektedir.

Melatoninin bağışıklık sistemini olumlu etkileyerek ve stresi azaltarak yaşam süresini artırdığına ve yaşlanma bulgularını azalttığına dair yapılmış çalışmalar vardır. Melotonin, başta kanser olmak üzere hastalıklar üzerinde baskılayıcı etki yapıyor. Gece çalışan kadınlarda meme kanseri gelişimi çok daha fazla olmaktadır. Melatonin ve kanser ilişkisi için birçok çalışma yapılmıştır. Melatoninin kanser engelleyici bir ajan olduğuna dair çok sayıda bilimsel araştırma yapılmıştır. Deneysel olarak melatoninin birçok tümör tipinde büyümeyi sınırlandırdığı gözlenmiştir. Melatonin, deneysel meme tümörlerinde baskılayıcı bir rol oynamaktadır.

Melatonin, tedavi edici dozlarda verildiğinde direkt olarak tümör hücrelerini öldürücü etkiye sahiptir. Gece çalışan bayanlarda geceleri aydınlık nedeniyle melatonin salgılanması azaldığı için, gündüz çalışan bayanlar göre meme kanseri gelişimi oldukça fazla bulunmuştur. Gece çalışılan yerlerde, karanlık ortamların aydınlatılması ve bu nedenle melatonin düzeyinin baskılanması ile kanser riski artmaktadır.

DAHA FAZLA MELATONİN İÇİN

Düzenli ve yeterli bir melatonin salınımı için, karanlık ortamda uyumak gerekmektedir. Eğer kullanılıyorsa gece lambaları solgun kırmızı ışık vermelidir. Televizyon karşısında uyuklama yapılırsa, televizyon kapatılmalıdır. Düzenli ve yeterli bir uyku düzeni oluşturulmalıdır. Aynı saatlerde yatıp kalkmaya özen gösterilmelidir. Gece çalışmaları mümkünse gündüze kaydırılmalıdır.

DEMİR EKSİKLİĞİNİ İÇİ

Cumartesi, Mart 6th, 2010

altın çilek meyvesi demir eksikligini giderme lazer epilasyon demir eksikliği ömer çoşkun demir eksikligi

DEMİR EKSİKLİĞİ; Çok ömenli bir rahatsızlıktır;Ama genelde çok fazla önemsemeyiz. halsizlik ,yorgunluk sürekli uyku hali,ellerde ve ayaklarda soğukluk belirtileridir…
DEMİR EKSİKLİĞİNİ GİDERMENİN EN İYİ YOLU :
*250. gr çökelek
*1 çorba kaşığı keten tohumu
*1 çorba kaşığı çöre otu
*1 tutam ceviz.
HAZIRTLANIŞI VE KULLANIM ŞEKLİ:Çökeleğin içine keten tohumu,çöre otu ve cevizi ilave edip karıştırın.İsteğe bağlı olarak zeytin yağı ve nar ekşisi ilave edilebilir.Sabahları kahvaltıda sadece bu karışımı yiyin.
Özellikle Çökelek vücüttaki demir eksikliğini gidermede çok etkilidir.çöre otu zindelik verir,vücuda,kuvvet verir.keten tohumu ;Mide-bağırsak sorunlarına karşı iyi gelir, Bağırsakları yumuşatır, kabızlığa karşı iyi gelir ,Sinir sistemini güçlendirir
Hafızayı güçlendirir…Bu karışım bir çok yönden faydalıdır.
Kemikleri güçlendirirKAYNAK:netten

Kan Gorme ve İgne Fobisi

Cumartesi, Mart 6th, 2010

iğne fobisi cinsel ilişkide kan görme yüz kızarmasında bitkisel ilac kızarmasını önleme
Doktora ve hastaneye gitmekten kaçınmaya yol açar. Diğer fobilerden farklı olarak sadece korku yaratmakla kalmamakta, kolaylıkla bayılmaya ve tansiyon düşmesine neden olmaktadır. Diğer fobilerde genellikle kalp atım sa­yısı artarken kan görme fobisinde tam tersi olmaktadır. Doktor müdahalesinden önce bu tür durumu olan kişile­rin söylemelerinde yarar vardır. Bazı müdahalelerin bu yüzden yatar vaziyette yapılması, tansiyon düşmesini önle­mek için bacakların biraz yüksekçe yerleştirilmesi gereke­bilir. Aslında bu korkular bedenin zarar görmesi ve yara­lanma endişeleri ile akrabadır.

Dismorfofobi

Dismorfofobi kişinin kendi bedenindeki bir özellik ne­deniyle utanç verici bir duruma düşeceği, başkalarının bu nedenle kendisine dikkatli gözlerle baktıkları ve rahatsız oldukları gibi düşüncelerle birlikte giden, kişi için son de­recede rahatsızlık verici bir durumdur. Dismorfofobi çeşitli şekiller alabilir. Örneğin vücudunun kötü bir koku yaydığı ve insanları rahatsız ettiği ya da burnunun özel bir şekli­nin insanların dikkatini çok fazla çektiği gibi değişik ta­kıntıları oluşabilir. Bu durum derin bir utanma tepkisine yol açar ve kişi toplum içerisine girmekten bu nedenle ka­çınır. Bu yüzden okulunu terk eden üniversite öğrencileri vardır. Tedavisi her zaman kolay değildir, fobiler içersinde en dirençlilerden biridir.

Yükseklik fobisi

Kışı kule, gökdelen gibi yüksek binaların üst katlarına çıkamaz, pencereden aşağı bakamaz. Buna giriştiğinde baş dönmesi, kalp çarpıntısı, sık sık nefes alıp verme gibi be­densel belirtilerle beraber büyük bir sıkıntı ve korku hisse­der. Bu kişiler çoğu zaman giriş ya da girişin bir üst katın­da oturmayı tercih edebilmektedir.

Uçuş fobisi

Uçağa binme fikri bile bu tip kişileri çok rahatsız eder. Uçuş anına ve uçağa binmeye yaklaştıkça bu sıkıntı artar. Hiç binemeyip seyahatten vazgeçebilir kişi. Bu nedenle bü­yük sıkıntılara katlanıp yine de uçmaktan uzak duran kişi­ler vardır. Birçoğu mecbur kalınca kuvvetli bir alkollü içki içerek ya da sıkıntı çözücü bir ilaç alarak bu anı atlatmaya çalışır. Oysa uçuş fobisi tedavi edilebilmektedir. Ancak bu­na rağmen birçok kişi bu korkusundan kimseye pek söz etmez ve kendi kendine tedbir alarak ya da sıklıkla uçak yerine başka ulaşım yollarını tercih ederek yaşamını sür­dürür. Ancak birçok kişi özellikle iş hayatının gereklilikleri karşısında zor durumda kalarak tedavi için başvurmak zorunda kalmaktadır.

Asansöre binme fobisi

Agorafobinin bir cinsidir. Çoğu kişi asansöre yalnız binmekten korkar. Yanında bir kişi daha varsa bu korkusunu yenebilir. Burada esas korku kişinin bu kapalı me­kanda bir yardıma gereksinim olduğu anda bunu bulama­yacağı endişesidir. Panik bozukluğunun bir komplikasyonu olarak ortaya çıkabilir.

Yüz kızarması fobisi

“Eritrofobi” olarak da adlandırılır. Gerçekten de yüz kızarması, kontrol edilemeyen ama herkesçe fark edilen bir durum olduğundan bu gibi kişiler için çok rahatsızlık verici olur. Hatta, bu korkunun kişinin aklına gelmesi da­hi yüz kızarmasının ortaya çıkmasını sağlayabilir.

Kalp Sagligi ve Kontrolu

Cumartesi, Mart 6th, 2010

3 damar tıkanmışsa yapılması gereken şey kalbin büyümesi pilotluğa zararları nükleer tıp testinden sonra önlemler samsunda hangi hastanede efor testi yaptırabilirim türkiyede kaç kişide aort anevrizması var
40 yaşını geride bırakmış bir kişi düşünün. Belli bir şi­kayeti yok. Ama yine de kontrolden geçmek istiyor. Hani siz dersiniz ya zaman zaman hastalarınıza: “Bir check-up yaptırın.” Kalp check-up’ı diye bir sağlık kontrolü var mı?

Yakınması olmayan bir kişinin, özellikle ailesinde erken yaşta kalp hastalığı varsa, erkekse 35 yaşından başlaya­rak, kadınsa biraz daha geç olabilir, kontrolden geçmeye başlaması yararlı, olur. Check-up dediğimiz zaman, bunun içerisine kişinin muayene edilmesi, tansiyonunun, kilosu­nun, bel çevresinin ölçülmesi, başta kan şekeri ve kan yağ­ları olmak üzere bazı kan testlerinin yapılması, elektrokar­diyografi çekilmesi girer. Yakınması olmayan hastalarda daha ileri incelemelere gerek yoktur. Şeker hastalığı olan­larda, sağlığı birçok kişiyi ilgilendiren pilotluk, otobüs şo­förlüğü gibi meslekleri olanlarda eforlu elektro gibi daha ileri incelemeler de yapılır. Sonuçlara göre değişmek üzere bunlar, genellikle yıllık olarak tekrarlanır, ama kişi yakın­mayla başvuruyorsa, o zaman tabii bu check-up tanımına girmiyor, bu yakınmaya göre hastanın ileri incelemeleri yapılır.

Hocam, siz kaç yaşındasınız?

50 yaşındayım.
Siz bir kardiyologsunuz. Yıllardır kalp-damar hastalık­larıyla ilgili çalışıyorsunuz. Siz kaç yılda bir genel sağlık kontrolünden geçiyorsunuz? Şimdiye kadar hiç kalbinizle ilgili rutin bir kontrol yaptırdınız mı?
Kolesterolüme baktırıyorum, tansiyonumu Ölçtürüyo­rum. Diğer risk faktörlerinden sigara içmeyerek, biraz eg­zersiz yapmaya çalışarak kaçınıyorum, sebze, meyve, tahıl ağırlıklı, yağdan fakir, çok yönlü beslenmeye çalışıyorum, ailemde kalp hastalığı bulunmadığı ve yakınmam olmadı­ğı için başka bir test yaptırmıyorum.

Kişinin şikayeti yoksa üzerine gitmemeli mı?

Risk faktörleri araştırılmalı mutlaka, özellikle şeker hastalarında, ailesinde erken yaşta kalp hastalığı bulunan-lardaki risk faktörlerinin giderilmesi çok önemli. Bunun dışında hiç yakınması olmayan bir kişide, hele bu risk fak­törlerinin giderilmesine yönelik hiçbir şey yapılmıyorsa bir sürü test yapılmasına gerek yok. Her yıl bir sürü test yap­tırıp sonuçların gerektirdiği değişikliklerin yapılmamasını yanlış buluyorum.

O zaman gereksiz kontrolleri önermiyorsunuz?

Gereksiz kontrolden neyi kastettiğinize bağlı. Mesela kişinin her yıl kolesterolüne bakılması, tansiyonunun ve kilosunun ölçülmesi, şikayetlerinin olup olmadığının din­lenmesi, muayene edilmesi lazım, ama birtakım ileri ince­lemeler herkeste bu check-up içerisine girmez.

Düz elektrokardiyografi diye bir yöntem var…
Normal EKG çekilmesi yani, elektrokardiyografi.

Bu kalp elektrosuyla hastalığı tespit etmek ne kadar mümkün?

Bazı ipuçları olabilir hastalığı gösteren, ama tamamen normal de olabilir. Hastanın şikayetinin iyi değerlendiril­mesi lazım, “hastanın öyküsü” diyoruz buna. Öykünün iyi alınması çok önemli. Hastalık için çok tipik bir göğüs ağrısı tarif ediyorsa hasta, elektronun normal çıkması has­talığı dışlamaz. Böyle bir hastaya, hastalığı ortaya çıkar­mak için eforlu elektro gibi testlerin yapılması lazım.

Evet. Hem anneme hem de babama efor testi önermiş­lerdi. Efor testi herkese önerilmeli mi?
Özel gruplar dışında yakınması olmayanlara efor testi yapılması önerilmez, çünkü yüzde 20-25 oranda normal kişilerde de sanki hastalık varmış gibi bir sonuç çıkabili­yor. Bu da gereksiz olarak birçok testin yapılmasına yol açar. Onun için eforlu elektro gibi testler, göğüs ağrısı ya-kınmasıyla başvurup, bunun sebebinin araştırıldığı hasta­larda uygulanır. Yakınması olmayan kişilerde özel durum­lar dışında yapılmaz.

Nükleer kardiyolojik testler

Kardiyoloji bilim dalı ile nükleer kardiyolojinin işbirli­ği içinde olduğunu okumuştum. Türkiye’de bilgi ve dene­yim birikimimiz hangi düzeyde?

Nükleer kardiyolojik testler efor testi gibi daha çok kalp-damar hastalığının tanısında ve tedaviye karar veril­mesinde kullanılıyor. Kalbin, damarlarındaki darlık veya tıkanmalardan ne kadar etkilendiğine dair bize bilgi veri­yor. Damardan radyoaktif bir madde veriliyor, kalp için­deki dağılımı görüntüleniyor. Nükleer tıp diye bir dal var. Benim çalıştığım kurumda ve bazı başka merkezlerde de kardiyologlar ile nükleer tıpçılar işbirliği içinde bu testleri yapıyor ve değerlendiriyorlar.

Türkiye’deki bütün sağlık merkezlerinde bu testlerin tamamı yapılıyor mu?

Belli başlı bütün sağlık merkezlerinde bu testler uygulanıyor. Elektrokardiyografi her yerde çekiliyor neredeyse, eforlu elektro da oldukça yaygın. Nükleer kardiyolojik in­celemeler daha sınırlı. Büyük merkezlerin çoğunda, üni­versite hastanelerinde, büyük devlet hastanelerinde bunlar yapılabiliyor.
0 Yani halkın rahatlıkla ulaşabileceği hastanelerde var mı?

Küçük şehirlerin devlet hastanelerinde, mesela nükleer kardiyolojik yöntemler yoktur, ama eforlu elektro kardi­yologun bulunduğu bütün il merkezlerinde var.

“Bilgisayarlı tomografi” denilen bir yöntem var. Bu yöntemi kalp hastalığının tanısını koymakta kullanıyor
musunuz?

Evet. “Çok kesitli bilgisayarlı tomografi” ile kalp da­marlarının görüntüsü elde edilebiliyor, yani “koroner anjiyografi” yapılıyor. Bu yöntem, yalnız beyinde değil, karın­da, göğüste bütün organların hastalıklarının tanısında kul­lanılıyor. Bilgisayarlı tomografiyle yapılan anjiyografiyle, geleneksel yöntemle, yani kasık damarına telle girilerek yapılan anjiyografiyle elde edilene yakın görüntüler elde ediliyor. Ama tarama amacıyla çok yaygın olarak kullanıl­ması uygun değil. İleride daha yaygınlaşabilir belki. 50 ya­şın üzerindeki orta riskli, yüksek riskli kişilerde, kalp da­marlarında hastalık başlamış mı diye araştırmak için kul­lanılıyor. Halen pahalı bir yöntem, uygulanırken radyas­yon da alıyor kişi. Şimdilik kısıtlı bir kullanımı var. Göğüs ağrısıyla başvuran ve koroner anjiyografiden sonra balon, stent uygulaması gibi işlemler yapılması düşünülen kişiler­de geleneksel yöntem kullanılıyor. Ancak yakınması olma­yan, risk faktörleri olan, 50 yaş üzerindeki, doktorların uygun gördüğü kişilerde yapılıyor.

Koroner anjiyografi en sık başvurulan tanı yöntemi öyle değil mi? Kalp krizi öncesinde mi sonrasında mı ya­pılması gerekiyor?

Kalp krizinden önce de, sonra da yapılabilir. Kalp krizi öncesinde efor testi, nükleer yöntemler veya ekokardiyografiyle hastanın şikayetleri değerlendirildikten sonra koro­ner damar hastalığından şüphe edilirse, o zaman koroner anjiyografi yapılıp, darlıkların yeri, derecesi görülmek istenir. Anjiyografi yapılıp, ona göre nasıl bir tedavi uygula­nacağına karar verilir. Kalp krizinden sonra da, hangi da­marın tıkandığı, diğer damarlarda darlık olup olmadığı, kalpteki hasarın derecesi araştırılır.

0 Kişi, diyelim ki bütün bu anlattıklarınızı yapmadı. Sağ­lığını hiçe saydı ve dolayısıyla sonunda kalp hastası olup çıktı, hatta bir de kalp krizi geçirdi. Bundan sonra kişiyi ne bekliyor?

Kalp krizi çok geniş bir yelpaze içindeki bir kavram. Kalp krizi sonrası kişiyi ne beklediğini, krizin kalbine ne kadar hasar verdiği ve damarlarında ne kadar darlık oldu­ğu belirliyor. Sadece bir damarı tıkanmışsa, diğer damarla­rı normalse, tıkanan damar küçükse ve fazla hasar da kal­mamışsa, krizden sonra koruyucu önlem ve tedavilerle hiçbir sorun olmadan hasta yaşamını tamamlayabilir. Bu­na karşılık kriz hastanın kalbine büyük bir hasar vermişse, diğer damarlarda da darlıklar varsa, o zaman hastanın ile­rideki yaşamı kısıtlanabilir veya ameliyat, balon gibi giri­şimler gerekebilir.

Cildimiz Yara ve Tedavi Yolları

Cumartesi, Mart 6th, 2010

Cildimiz Yara ve Tedavi Yolları Laserle Cilt gençleştirme ZEYTİN YAĞI İLE PRATİK CİLT BAKIM ÖNERİLERİ
Cilt insan vücudunu kaplayan en geniş organ olup organizmanın çevreye karşı dış duvarıdır; dolayısıyla bazı fonksiyonları yerine getirmekle yükümlüdür.
Mekanik, kimyasal ve biyolojik etkilere karşı koruma sağlar. Su dengesini ve vücut sıcaklığını düzenler. Dokunma, basınç, sıcaklık ve acı gibi duyuları ileten bir duyu organıdır. Kızardıklarında veya sarardıklarında açık tenli kimselerin cildinde duyguları gözükür. Cilt aynı zamanda bağışıklık süreçleriyle de ilgilidir ve metabolik fonksiyonlara (D2 vitamini ve kolesterol sentezi) sahiptir.
Cildin icra ettiği fonksiyonların çeşitliliği karmaşık yapısına yansımıştır. Cilt, her biri farklı bir doku yapısına sahip üç tabakadan oluşur.