2011 Temmuz | Suna Dumankaya > Ahmet Maranki > İbrahim Saraçoğlu > Ender Saraç

Temmuz, 2011

Sponsorlu Bağlantılar

dizartri nedir nasıl tedavi edilmektedir?

Cumartesi, Temmuz 23rd, 2011

Konuşmasında dizartri olan bir hastada kelimelerin gekil ve manâ­ları düşüncede mevcuttur, fakat telaffuz ve kelimenin saf hece yapısında bozukluk var­dır. Dil, dudak, yumuşak damak hareketle­rini sağlayan sinir yolları hasara uğramıştır ya da kas hastalıkları söz konusudur. Sinir­lerin dejenere olduğu ilerleyici hastalıklar dı­şındaki İlerleyici olmayan hallerde ses jim­nastiği, nefes alıp verme ile ses çıkarma ara­sındaki ilgiyi arttıran çalışmalar, kasları gevşetebilme çalışmalanygenel fizik egzersizler­le birlikte uygulanır ve hastalar bundan çok faydalanırlar.

null

konuşma güclüğü, kekeleme, konuşmada zorluk

Diş bakımı nasıl yapılır? Önemi nedir?

Cumartesi, Temmuz 23rd, 2011

Diş bakımı, dişle­rin çıkması ile başlar. Bir çok diş rahatsızlığı iyi bir diş bakımı ile önlenebilir. Çocukluk çağından itibaren bir alışkanlık şeklinde başla­yan diş bakımı İlerleyen yaşlarda dişleri bir çok rahatsızlıktan korur.

Diş bakımının en Önemli öğelerinden biri dişlerin fırçalan maşıdır. Günde en az iki de­fa olmak üzere hattâ üç defa Özellikle ye­meklerden sonra dişler yumuşak bir fırça ile fırçalanmalıdır. Ortalama 3 dakika kadar yu­kardan aşağı ve dairesel hareketlerle dişle­rin hem ön yüzü hem de arka yüzü fırçalan­malıdır.

Dişlerin aralan diş ipi adı verilen iple be­lirli aralıklarla temizlenmeli, burada yerleşen yemek artıkları ve diğer birikintiler atılmalı­dır. Diş aralan kesinlikle sert cisimlerle temizlenmemelidir, Aksi takdirde mine tabakası tahrip edilerek diş çürüklerine sebep olu­nabilir.

Yılda en az 2 defa olmak üzere, 6 ayda bir diş hekimine giderek dişler muayene et­tirilmeli, eğer varsa diş taşları temizlettiril­in elidir.

Diş hekimine sadece hastalık halinde de­ğil normal muayenelere de gitmek âdet ha­line getirilmelidir.

null

Doğum nedir? Ne zaman başlar ve Ne kadar sürer

Pazartesi, Temmuz 11th, 2011

Hayvanlarda ve ilkel ka­bilelerde doğum, büyük bir problem değil­dir. Hayvanlarda doğumun kolay olmasının sebebi, anatomik farklara dayanmaktadır, il­kel kabilelerde ise. aynı Özelliğin sebeplerini şöyle sıralayabiliriz: a) Daha aktif bîr hayata bağlı olarak kasların daha iyi gelişmiş olma­sı, b) Gebelik ve doğumun taşıdığı psikolo­jik anlamın farklı olması,

Modern kadınların çoğu, ya şuur altında, doğum yapmaya karşıdır veya doğum ola­yının korkunçluğuna dair pek çok hikâye dinlemiştir ve bunların sonucu olarak, psi­kolojik yönden, doğumdan korkmaktadır. Hipnotİzma ve gevşeme tedavileriyle daha rahat doğum yapabilmek de bu psikolojik faktörün varlığını ispatlamaktadır.

Takriben 280 gün sürmüş bir gebe rah­minde artık, “doğum ağrıları” denen kasıl­malar başlar. Bu ağrılar da, bebeğin rahim dışına atılması olayını başlatır. Doğum olayı 3 safhada incelenebilir:

null
1.  Bebek, başı aşağıda olarak rahimde, amnios sıvısıyle birlikte selofana benzer zarlar­la çevrili bir kese İçinde bulunmaktadır. Ka­sılmalar ilerledikçe, vagina’nın üst kısmına doğru uzanmakta olan rahim ağzı gevşeme­ye ve açılmaya başlar, çocuğu çevreleyen zarların bir kısmı da bu açıklıktan dışan doğru itilir. Bir süre sonra, bu İtilme basıncı ve ge­rilemesi sonucu, zarlar patlar, amnios sıvısı dışan akar. Bu, birinci safhanın sonudur.

2. Şimdi, Önünde zardan engel kalmamış olan bebek başı, rahim ağzını bastırıp aşağı doğru İter, rahim ağzı iyice açılır ve bebeğin başı vagina’da ilerler. Rahim kasılmaları, da­ha kuvvetlenir, daha sıklaşıp, süreleri uzar ve karın kaslarının da yardımıyla, çocuk dışarı atılır.

Bazen, makat gelişi vakalarda , baş yeri­ne makat önde gelir ve bu durum, önceden teşhis edilmemişse, bazı güçlüklere sebep olabilir.

3.  Doğumun üçüncü sahfasında, plasen­ta (son) ve zarlar atılır. Çocuğun çıkmasını takip eden 2030 dakikalık bir sükûnet dev­resinden sonra, plasenta ve zarlar atılana ka­dar, rahim yeniden kasılmaya başlar.

Doğumların ço§u, bir yardımcı olmaksı­zın da normal seyredebilir ama, yine de bir hekim veya ebenin yardımı uygundur.

Çocuk doğar doğmaz, üçüncü safha baş­lamadan, çocuğu plasentaya bağlayan gö­bek ipi bağlanıp kesilir ve çocuk, bu ara ağ­layıp ilk nefesini alır. Makat gelişleri (tüm do­ğumların % 3.5′i} dışında, yüz gelişleri (do­ğumların % 0.4′ü) ve çok nadir yan duruş(çocuğun rahim içinde, pelvis’te, transvers enlemesine yatışı) mümkündür. Bu du­rumlar, mütehassıs hekim yardımını gerek­tirir. Puerperium denen doğum sonrası dev­rinin (lohusalık devrinin} tehlikeleri, şiddetli kanama (hemoraji) ve sepsistir. Doğum son­rası kanamaları bazen öldürücü olabilir. Ka­namaya karşı alınacak âcil tedbirler, rahmin sıkıştırılması (kann üzerinden, fizik yollarla ve rahimi kasıcı, ergometrin veya pituitrin gibi maddelerin verilmesidir. XIX. yüzyılın baş­larında, Viyanalı bir hekim olan Semmehveiss’in, lohusajık hummasını (sepsis puerperalis) doğum sonrası hijyen şartlarına dikkat edilmemesine bağlamasından bu yana, sepsisten ana Ölümüne medenî toplumlarda pek rastlanmamaktadır

Dispepsi nedir? Nasıl Bir hastalıktır belirtileri hakkında

Çarşamba, Temmuz 6th, 2011

Bu kelime, sindirim olayı esnasında hissedilen rahatsızlık anlamına gelir. Bu rahatsızlığın sebepleri çeşitlidir: a) Başka bir olayla ilgili olmaksızın sindirim güçlüğü (fonksiyonel dispepsi), b) Mide ya­hut duodenumdaki organik değişiklikler (ülserasyon gibi), c) Bağırsak hastalığı, ç) Asabî şikâyetler, d) Geçici şikâyetler. Sık sık sin­dirim rahatsızlığı geçirenle, bir gece önce faz­la yemiş içmiş olan veya hafif bir enfeksiyo­nu olanları ayırt etmek önemlidir. Fazla ye­mek içmekten ötürü olan rahatsızlıkta, sa­dece biraz alkali almak, durumu geçiştirebi­lir. Sık tekrarlayan hazımsızlıkta ise, daha et­raflı araştırma yapmak gerekir. Rahatsızlık bölgesinin tam tespiti de önemlidir, çünkü sindirim zorluğu vakalarının önemli bir kıs­mı da bağırsak hastalıklarına bağlıdır (fazla müshil kullanmak sübakut apandisit, kolit gi­bi). Bu gibi bağırsak hastalıklarını, alkali ile gidermek imkânsızdır, çünkü burada, fazla asidite söz konusu değildir. Mide ya da duodenum hastalıklannda, günün belirli bir sa­atinde (genellikle yemeklerden 1.52 saat sonra) ve aynı yerde, genellikle batın üst sağ yarısında ağnnın hissedilmesi tipiktir. Bu ağrı, biraz daha yemek yemek veya alkali almak­la giderilebilir. Asabî dispepsi’de, gazlı mide, geğirme zorunluğu gibi, asabı şikâyetler mev­cuttur (ve genellikle, hastanın şikâyetlerini dramatize ettiği oranda, durumu hafiftir. Ka­rın ağrısının sebebini araştırmak önemlidir. Bunun için, bu ağrının önce, olup olmadı­ğı, muntazam aralıklarla gelip gelmediği, ba­sit ilâçlarla geçip geçmediği, “gaz” veya “aca­yip bazı rahatsızlıklarla” birlikte bulunup bu­lunmadığı araştırılmalıdır. Belirtiler spesifik oldukları nispette, gerçek hastalığın varlığı anlaşılır. Söz gelişi bir hasta, tam göbeğinin üzerinde bir ağrı hissettiğinden, bu ağrının akşam üstleri saat beşte geldiğinden söz ederse, gerçek bir hastalığın olduğuna inamlabilir. Buna karşılık, bir hastada, ‘bütün ba­tın bölgesinde’, ‘dayanılmaz bir ağrı’ varsa ve bu ağrı ‘devamlı’ ise, burada mübalağa fak­törü mevcuttur denebilir. Organik hastalığı olan kişiler, belirtilerini anlatırken sakindir­ler, belirtileri spesifiktir, sadece “garip bazı hisler”den ibaret değildir ve bu belirtilerin “gaz” gibi nörotik diğer semptomlarla ilgisi yoktur. Duodenum ülserine daha fazla 3040 yaşlarındaki erkeklerde rastlanır. Bu ül­ser, genellikle sıhhatli ve belirli bir tipi olan kişilerde daha çok görülür. Bu. şahıslar, in­ce yapılı, açlık hisseden, çok çalışan kişiler­dir. Mide ülseri olanlar ise, zayıf, daha yaşlı, bronşiti), İştahı az, mide asidi çok eksik (faz­la değil!) şahıslardır. Gerçek şudur ki, bazı kişiler, çiğnese de, çignemese de her şeyi sin­direbilir, diğerleri de ne yerseler yesinler, sin­dirim güçlüğü çekerler.

null