Sağlık | Suna Dumankaya > Ahmet Maranki > İbrahim Saraçoğlu > Ender Saraç - Part 25

sağlık

Sponsorlu Bağlantılar

DİŞ BAKIMI-ŞİFALI BİTKİLER

Cumartesi, Mart 6th, 2010

dişeti kanaması nasıl durdurulur Adaçayı toz haline getirilerek diş temizliğinde kullanılır. Dişleri sağlamlaştırır, bembeyaz yapar.

Ahududu çiçeğini kaynatarak yapılan ılık su banyosu, diş eti iltihaplarına iyi gelir.

Ayçiçek yağı içilmez ama gargara olarak kullanıldığında ağızdaki zararlı bakteri ve molekülleri yok eder. Vücudun zehirlerden temizlenmesine yardımcı olur.

Böğürtlen suda kaynatılıp bu su ile ağız çalkalanırsa ağız yaraları ve diş etleri iltihaplanmasına iyi gelir. Böğürtlen yaprakları çiğnenirse dişeti kanamaları durur.

Ceviz kökünden diş ağrısını önleyici bir sıvı elde edilir. Çayın içinde bulunan fluorür maddesi diş çürümelerini önler.

Frenk üzümü (kaynatılmış) kaynar suya bırakılarak elde edilen sıvı iel gargara yapılırsa ağız yaraları, diş etleri kanamaları yok olur.

Kara buğday son derece zengin besin değeri ile yüksek kalori sağlayıcı bir bitkisel üründür. İçinde dişlerin çürümesini önleyen florür vardır.

Kimyon tohumları ağızda çiğnendiğinde diş etlerini kuvvetlendirir.

Havuç dişetlerini kuvvetlendirir.

Karadut şurubunun lokal olarak uygulanması halinde düş ağrısına iyi gelmesidir.

Karanfil ağacından elde edilen yağın diş çürümelerini önleyici etkisi vardır.

Limon çiğnendiğinde diş etleri kanamasını önler.

Maydanoz diş ağrılarında etkili olur.

Mine çiçeği suyu ile gargara yapıldığında diş çürümelerini önler.

Turp dişetlerini kuvvetlendirir.

Yaban mersini diş iltihaplarına iyi gelir.

Cildinizde bahar havası essin

Cumartesi, Mart 6th, 2010

LAZER HAKKINDA GENEL BİLGİ SÜT DİŞLERİ ne zaman düşer ?
Çevremizin yemyeşil bir görüntüye büründüğü, güneşin kendini bizden esirgemediği ılık bahar günleri ruhumuzu aydınlatırken, etkisini bazen cildimizde aynı güzellikte göstermiyor. Özellikle de hava kirliliği, stres, yanlış bakım kremleri gibi faktörler eklenince, durum vahim hale gelebiliyor.

Herkes kendini doğanın kucağına bırakıp baharın tadını çıkarırken, siz saklanacak bir yer arıyorsanız, yalnız değilsiniz. Kadın, erkek demeden birçok insan yılın bu aylarında ciddi cilt sorunlarından yakınıyor. Diğer mevsimlerde pek bir problem olmadığı halde, bazılarımızın Nisan başında cildi pul pul dökülüyor ve kızarıklıklar beliriyor. Bunun nedeni elbette sadece bahar değil. Mevsim değişikliği, UV ışınlarının veya dengesiz beslenmenin yol açtığı sıradan cilt sorunları ile birleştiğinde rahatsızlıklar da baş gösteriyor.

Hava kirliliği, stres ve klima

İster açık havada olalım ister kapalı mekanlarda, cildimiz bir kez hassaslaşmışsa tepki göstermeye başlar. Çeşitli gaz atıklarının yarattığı hava kirliliği dışarıda bizi tehdit ederken, çoğu işyerinde kullanılan klimalar da alerjik reaksiyonları artırır. Sigara dumanı ve hayatımızın kaçınılmaz bir parçası haline gelen stresi de hafife almamak gerekiyor. Cilt nem dengisini kaybediyor ve kırışıklıklara zemin hazırlanıyor. Kuruluktan şikayetçiyseniz, haftada bir kez peeling yapmak ve düzenli olarak uygun nemlendiriciler kullanmak sorunları büyük ölçüde çözer. Yağlı cilde sahip olanlar üç günde bir peeling yapıp yağ dengesini koruyan kremlere başvurabilir. Her iki durumda da önemli olan; cildi tahriş etmeyecek, antialerjik ürünler kullanmaktır.

Kızarıklıklar engellenebilir

Özellikle açık ten rengine sahip olanlar kızarıklıklar konusunda çok hassas. En çok yanak, alın, burun ve elmacık kemiklerinde görülen lekemsi renk değişiklikleri baharda polenlerin uçuşması ile artıyor. Ağır vakalar ya da daha önce bu tür sorunları olanların uzman bir doktora başvurması doğru olur. Daha hafif kızarıklık durumlarında önlem almak için cildinizi aşırı sıcak ve soğuktan mümkün olduğunca koruyun. Uzmanlar hamam, sauna, buhar banyosu veya buz küpleri ile yapılan kürlerden uzak durulmasını tavsiye ediyor. Kafeinli ve çok sıcak içecekler de ağırlaştırıcı faktörler arasında. A, E vitaminleri, kolajen tarzı maddeler içeren bakım ürünlerinden de kaçınmaya çalışın. Bu ürünler kan dolaşımını hızlandırdığından, cildin tepkisini ağırlaştırırlar.

Kozmetik ürünlerine dikkat

Sürekli kullandığınız nemlendirici veya bakım kremi birden bire ters tepki veriyorsa endişelenmeyin. Öncelikle ürünü kullanmayı bırakın. Bir güzellik uzmanı veya doktora danışabilirsiniz. Bunun dışında kullanmakta olduğunuz nemlendirici veya kremin dermatolojik olarak test edilip edilmediğini ve hangi maddeleri içerdiğini kontrol edin. Hypoalerjik(aşırı hassas) ciltlere uygun ürünler kullanmaya çalışın.

Güneş lekeleri sizi üzmesin

Tıbben kesin nedeni bilinmeyen ve özellikle bahar ve yaz aylarında ortaya çıkan kahverengi lekeler, mağdurlarını her yıl üzer. Cerrahi bir müdahale ile cildin ilk katmanını soymanın dışında yüzde yüz sonuç getiren bir tedavisi yoktur. Ancak önceden önlem alınabiliyor. Her şeyden önce baharın ilk günlerinden itibaren yüksek koruma faktörlü güneş kremi sürmeyi ihmal etmeyin. Renk açıcı kremler ve leke gidericilerle sorunlu bölgelerin koyulaşmasını önleyebilirsiniz. Bu arada kış aylarında da güneş kremini kullanmaya devam etmekte yarar var.

Sivilceler ve akneler

Ergenlik çağını bir yetişkin olarak tekrar yaşamak çok sıkıcı. Ne yazık ki bazen hormonlarımız rayından çıktığından veya yediklerimiz ağır geldiğinden pürüzsüz yüzümüz sivilcelerle dolabiliyor. Tedavinin başlayabilmesi için teşhisin doğru yapılması gerekiyor. Bundan dolayı bir uzmana başvurmak en hızlı çözüm yoludur. Ayrıca kullandığınız toniğin az alkol ve aynı zamanda antiseptik içermesine dikkat edin. Lavanta, adaçayı, biberiye, A, E ve F vitamini içeren nemlendiriciler de yağ üretimini azaltır. Yağsız makyaj malzemelerini tercih edin. Tabii ki tüm bu önerileri

DEMİR EKSİKLİĞİNİ İÇİ

Cumartesi, Mart 6th, 2010

altın çilek meyvesi demir eksikligini giderme lazer epilasyon demir eksikliği ömer çoşkun demir eksikligi

DEMİR EKSİKLİĞİ; Çok ömenli bir rahatsızlıktır;Ama genelde çok fazla önemsemeyiz. halsizlik ,yorgunluk sürekli uyku hali,ellerde ve ayaklarda soğukluk belirtileridir…
DEMİR EKSİKLİĞİNİ GİDERMENİN EN İYİ YOLU :
*250. gr çökelek
*1 çorba kaşığı keten tohumu
*1 çorba kaşığı çöre otu
*1 tutam ceviz.
HAZIRTLANIŞI VE KULLANIM ŞEKLİ:Çökeleğin içine keten tohumu,çöre otu ve cevizi ilave edip karıştırın.İsteğe bağlı olarak zeytin yağı ve nar ekşisi ilave edilebilir.Sabahları kahvaltıda sadece bu karışımı yiyin.
Özellikle Çökelek vücüttaki demir eksikliğini gidermede çok etkilidir.çöre otu zindelik verir,vücuda,kuvvet verir.keten tohumu ;Mide-bağırsak sorunlarına karşı iyi gelir, Bağırsakları yumuşatır, kabızlığa karşı iyi gelir ,Sinir sistemini güçlendirir
Hafızayı güçlendirir…Bu karışım bir çok yönden faydalıdır.
Kemikleri güçlendirirKAYNAK:netten

Kan Gorme ve İgne Fobisi

Cumartesi, Mart 6th, 2010

iğne fobisi cinsel ilişkide kan görme yüz kızarmasında bitkisel ilac kızarmasını önleme
Doktora ve hastaneye gitmekten kaçınmaya yol açar. Diğer fobilerden farklı olarak sadece korku yaratmakla kalmamakta, kolaylıkla bayılmaya ve tansiyon düşmesine neden olmaktadır. Diğer fobilerde genellikle kalp atım sa­yısı artarken kan görme fobisinde tam tersi olmaktadır. Doktor müdahalesinden önce bu tür durumu olan kişile­rin söylemelerinde yarar vardır. Bazı müdahalelerin bu yüzden yatar vaziyette yapılması, tansiyon düşmesini önle­mek için bacakların biraz yüksekçe yerleştirilmesi gereke­bilir. Aslında bu korkular bedenin zarar görmesi ve yara­lanma endişeleri ile akrabadır.

Dismorfofobi

Dismorfofobi kişinin kendi bedenindeki bir özellik ne­deniyle utanç verici bir duruma düşeceği, başkalarının bu nedenle kendisine dikkatli gözlerle baktıkları ve rahatsız oldukları gibi düşüncelerle birlikte giden, kişi için son de­recede rahatsızlık verici bir durumdur. Dismorfofobi çeşitli şekiller alabilir. Örneğin vücudunun kötü bir koku yaydığı ve insanları rahatsız ettiği ya da burnunun özel bir şekli­nin insanların dikkatini çok fazla çektiği gibi değişik ta­kıntıları oluşabilir. Bu durum derin bir utanma tepkisine yol açar ve kişi toplum içerisine girmekten bu nedenle ka­çınır. Bu yüzden okulunu terk eden üniversite öğrencileri vardır. Tedavisi her zaman kolay değildir, fobiler içersinde en dirençlilerden biridir.

Yükseklik fobisi

Kışı kule, gökdelen gibi yüksek binaların üst katlarına çıkamaz, pencereden aşağı bakamaz. Buna giriştiğinde baş dönmesi, kalp çarpıntısı, sık sık nefes alıp verme gibi be­densel belirtilerle beraber büyük bir sıkıntı ve korku hisse­der. Bu kişiler çoğu zaman giriş ya da girişin bir üst katın­da oturmayı tercih edebilmektedir.

Uçuş fobisi

Uçağa binme fikri bile bu tip kişileri çok rahatsız eder. Uçuş anına ve uçağa binmeye yaklaştıkça bu sıkıntı artar. Hiç binemeyip seyahatten vazgeçebilir kişi. Bu nedenle bü­yük sıkıntılara katlanıp yine de uçmaktan uzak duran kişi­ler vardır. Birçoğu mecbur kalınca kuvvetli bir alkollü içki içerek ya da sıkıntı çözücü bir ilaç alarak bu anı atlatmaya çalışır. Oysa uçuş fobisi tedavi edilebilmektedir. Ancak bu­na rağmen birçok kişi bu korkusundan kimseye pek söz etmez ve kendi kendine tedbir alarak ya da sıklıkla uçak yerine başka ulaşım yollarını tercih ederek yaşamını sür­dürür. Ancak birçok kişi özellikle iş hayatının gereklilikleri karşısında zor durumda kalarak tedavi için başvurmak zorunda kalmaktadır.

Asansöre binme fobisi

Agorafobinin bir cinsidir. Çoğu kişi asansöre yalnız binmekten korkar. Yanında bir kişi daha varsa bu korkusunu yenebilir. Burada esas korku kişinin bu kapalı me­kanda bir yardıma gereksinim olduğu anda bunu bulama­yacağı endişesidir. Panik bozukluğunun bir komplikasyonu olarak ortaya çıkabilir.

Yüz kızarması fobisi

“Eritrofobi” olarak da adlandırılır. Gerçekten de yüz kızarması, kontrol edilemeyen ama herkesçe fark edilen bir durum olduğundan bu gibi kişiler için çok rahatsızlık verici olur. Hatta, bu korkunun kişinin aklına gelmesi da­hi yüz kızarmasının ortaya çıkmasını sağlayabilir.

Küflenen gıdalar dikkat etmeniz gerekiyor beyler bayanlar

Salı, Mart 2nd, 2010

uzmanlar Küflenen gıdalardan uzuak durmamız gerektiğini söyledi..tüketmememiz gerekiyor Evlerde genellikle küflenen gıda ürünlerinin küflü kısımlarını atar, kalan kısımlarını tüketiriz. Halbuki uzmanlar, küfün tüm ürüne yayıldığını ve bunun zamanla vücudun bağışıklık sistemini çökerttiğini, iç organlarda ve karaciğerde tahribata yol açtığını söyledi. Çünkü küfün vücut üzerindeki zararı yavaş ama öldürücü oluyor.

Gıdalar hazırlanırken hijyene dikkat edilmemesi, yeterince pişirilmemesi gibi yapılan dikkatsizlikler sonucu besinler vücuda yarardan çok zarar verebiliyor. Küflenen yiyeceğin ziyan olmasın diye atılmayıp sağlam kısmının kullanılmaya devam edilmesinin karaciğer hastalıklarına yol açabileceğine dikkat çekiliyor.

Ev hanımları genellikle salça, ekmek gibi gıdaların küflü kısmını atarak kalan tarafını kullanmayı tercih ediyor. Küfü, ekmek üzerindeki yeşil noktalarla ya da meyvedeki kadife görünümlü beneklerle sınırlı sanabiliriz; ancak küf gıdanın en alt kısmından başlayarak yüzeye doğru gelişir.

Buğday ve ürünleri başta olmak üzere tüm hububat ürünleri, pirinç, fındık, fıstık gibi besinlerde küflenmeyi başlatan mantarlar “aflatoksin” denilen zehri oluşturur. Etkisini hemen göstermeyen aflatoksin, zamanla vücudun bağışıklık sistemini çökerterek, iç organlar ve özellikle de karaciğerde tahribata yol açıyor.

Selçuk Üniversitesi Veteriner Fakültesi Farmakoloji ve Toksikoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halis Oğuz, küflü buğday, mısır, pirinç ve nohut gibi ürünlerde eğer daha önce küflenerek aflatoksin zehri oluşmuşsa havalandırılsa ve güneşte bekletilse dahi bunun geçmeyeceğini ve besinden arınamayacağını söyledi.

Küflü gıdaların kesinlikle tüketilmemesi gerektiğini belirten Oğuz, “Küflü bir gıda havalandırılsa ve güneşte bekletilse sadece dış yüzeyindeki ipliksi görünüm yok olur. Ancak içinde oluşan zehir etkisi hâlâ devam eder. Genellikle ev hanımları ziyan olmasın diyerek küflü gıdanın sağlam kısımlarını kullanır. Küflü gıdaların vücut üzerindeki zararı yavaş yavaş, fakat öldürücü olur. İleriki zamanlarda karaciğer büyümesi, siroz, böbrek yetmezliği ve kanserlere neden oluyor. Ayrıca küflü gıdaları ve bunların sağlam kısımlarını yiyen kişiler, bağışıklık sistemi baskılanacağı için enfeksiyonlara daha çabuk yakalanıyor.” dedi.

Prof. Oğuz, hamilelerde aflatoksinin özellikle gebeliğin ilk üç ayında bebekte sakatlıklara neden olabilecek ölçüde etkiler doğurabileceğini vurguladı.

Küf nedeniyle toksinlerin oluştuğu yemleri yiyen hayvanların özellikle sütü, yumurtası ve eti de insanlara ciddi zararlar veriyor. Oğuz “Hayvanların beslenmesinde özellikle son 10-15 yıldır bu konuda ciddi bir bilinçlenme var ve bu da sevindirici bir durum. Ancak bazen halkımız küflü ekmekleri ve lokanta artıklarını hayvanlarına yem olarak veriyor. Küfün zehri hayvana ve özellikle de sütlerine geçiyor. Bu ürünler sakat doğumlara yol açabiliyor.” şeklinde konuştu.

Küfün gözle görülmeyen uzantıları olduğunu ifade eden Diyet ve Beslenme Uzmanı Nilgün Aydın, küflü bir gıdanın tamamen atılması gerektiğinin altını çizdi. Gıda Mühendisi Selçuk Biçer ise küfü kontrol altına almada temizliğin çok önemli olduğunu dile getirdi.

Gıdaları küflenmeden nasıl koruyabilirsiniz?

Küf bulaşmış gıdadan buzdolabına, bulaşık bezlerine veya diğer temizlik materyaline geçebilir. Buzdolabını ayda bir, 1 çorba kaşığı yemek sodası (sodyum bikarbonat) eklenmiş 1 litre su ile temizleyin. Temiz su ile durulayın. Lastik yüzeyler üzerinde görülen küflerde, 1 litre suya 3 çay kaşığı çamaşır suyu ekleyip küflere uygulayıp fırçalayın.

Bulaşık bezleri, havlular, süngerler ve diğer temizlik malzemeleri temiz olmalıdır. Küf kokusu bu malzemelerin etrafa küf yaydığını göstermektedir. Temizleyemediğiniz veya yıkayamadığınız temizlik malzemesini kullanmayın.

Gıdaları servis ederken muhtemel havadan bulaşma riskine karşı üstünün örtülü olmasına dikkat edin.

Nemli kalması istenen taze kesilmiş sebze ve meyveler, salatalar plastik örtü ile kaplanmalıdır.

Açılan ve çabuk bozulabilen konserve ürünleri saklama kaplarına koyarak hemen buzdolabına kaldırın.

Çabuk bozulabilen gıdaları buzdolabı dışında 2 saatten fazla bulundurmayın.

Artan yemekleri 3-4 gün içinde, küf gelişimine fırsat vermeden tüketin.

Yiyeceklerin servise dek bekletilmesinde bekletme koşulları uygun değilse bakteri üremesi yönünden tehlike söz konusudur. Sıcak yemekler 1-2 saat içinde servis edilecekse üzeri kapalı tutulmalıdır. Soğutulması ya da ertesi gün servis edilmesi gereken yemekler sıcakken buzdolabına konulmamalıdır.

Et, sebze ve unlu, hamurlu yiyecekler ayrı tezgâhlarda, ayrı kesme tahtalarında ve ayrı araç-gereçler kullanılarak hazırlanmalıdır. Böylece çapraz bulaşmayı önleyebilirsiniz.

Salçanın küflenmemesi için üzerine zeytinyağı dökebilirsiniz.

bağışıklık sisteminin çökmesi, bulaşık bezleri, çapraz bulaşma, ekmeğin küflenmesi, ekmeğin küflenmesini önlemek, gıdalar neden küflenir, gıdaların küflenmesi, hamurlu yiyecekler, iç organlarda tahribat, karaciğer hastalıkları, karaciğerde tahribat, küf kokusu, küflenen gıdalar, küflenen gıdaların zararları, küfün vücuda zaraarları, küfün zararları, mutfak süngerleri, mutfak temizlik malzemeleri, salçanın küflenmesi, salçanın küflenmesini önlemek, sodyum bikarbonat, vücudun bağışıklık sistemi, yemek sodası